Bir trans kadının taşınma günü: son kutudaki fincan
İstanbul’da bir trans kadının taşınma günü, arkadaşlarıyla paylaştığı kahve ve kutular arasında ilerler. Yelda’nın gündelik dayanışma öyküsü.

Kurgu öykü; kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
Arkadaşları kapıyı çaldığında İstanbul’da bir trans kadının taşınma günü, henüz kutulardan çok kahveyle ilgiliydi. Yelda, bütün mutfağı toplamış, yalnız bir fincanı dışarıda bırakmıştı. Aslı, Rıza ve Füsun kutu taşımaya gelmişti ama Yelda önce biraz oturmalarını istedi. Salondaki kanepe çoktan kapının önüne çekildiği için dördü, henüz boşalmamış küçük odada kendilerine yer buldu.
Taşınmadan önceki son kahve
Füsun termosla kahve getirmişti. Yanındaki kâğıt bardakları çıkarırken Yelda'nın fincanına baktı. Beyaz porselenin kenarında belli belirsiz bir çatlak vardı. Birkaç yıl önce birlikte geçirdikleri uzun bir akşamdan beri aynı fincanı görüyordu. O akşam ne konuştuklarını hatırlamasa da fincanın bir kez yere düştüğünü hatırladı.
“Bunu hâlâ kullanıyorsun,” dedi.
Kırk bir yaşındaki trans kadın, fincanı masaya bıraktı. “Bütün kulplar elime aynı oturmuyor.”
Otuz üç yaşındaki Aslı, cevabı beğenerek kendi kâğıt bardağına baktı. Rıza ise kahvesini içmeden önce hangi kutuların önce ineceğini sordu. Kırk yedi yaşındaki adam işin planını bilince rahatlıyordu. Yelda “Önce kahve,” dedi. Onun planı henüz kutulara geçmemekti.
Kitapların yeni sırası
Aslı çalışma odasına girdiğinde iki kutunun kapağının açık olduğunu gördü. Kitapları boylarına göre yerleştirmeye başladı. Birkaç dakika sonra Yelda kapıda belirdi. Aslı'nın ayırdığı ince kitapları tek tek eski kutularına koydu.
“Öyle yapınca daha çok sığıyor,” dedi Aslı.
“Biliyorum. Ama bunlar birlikte duruyordu.”
İkisinin de sesi yükselmedi. Yine de Aslı elindeki kitabı masaya bıraktı. Kırmızı kapaklı ince bir kitapla kalın bir sözlüğün neden aynı kutuda kalması gerektiğini anlamıyordu. Yelda da bütün dizilişi açıklamak istemiyordu. Kitapları belli bir dönemde birlikte kullanmış, rafta onları o sırayla görmeye alışmıştı.
Sonunda boş bir kâğıda “raf sırası” yazıp kutunun üzerine koydu. Aslı, kalan kitapları ona uzatmaya başladı. Aralarındaki iş bölümü biraz yavaşladı ama Yelda yeniden nefes alabildi. Yardımın hızını ilk kez kendisi belirlemişti.
Kapıya sığmayan eşya
Rıza, Füsun'la birlikte küçük masayı çevirmeye çalışıyordu. Masa kapıya bir açıdan sığıyor, öteki tarafta duvara değiyordu. Üçüncü denemede durdular. Füsun, “Bir dakika, bunun ayakları sökülmüyor muydu?” diye sordu.
Yelda tornavidayı hangi kutuya koyduğunu hatırlamıyordu. Aslı, alet kutusu yazan paketi buldu; içinde gerçekten aletler olması herkesi gereğinden fazla sevindirdi. Masanın iki ayağını çıkarınca geçiş kolaylaştı. Rıza sökülen vidaları cebine koyacakken Yelda küçük bir zarf uzattı. Üzerine “masa” yazmıştı.
Füsun zarfı görünce, “Kitaplarda düzen yok sanmıştım ama burada varmış,” dedi. Yelda bir an alınacak gibi oldu; sonra Füsun'un kendi elindeki bant parçasını nereye yapıştıracağını bulamadığını gördü. Gülmeye başladılar. Bant sonunda zarfı kutuya tutturmak için kullanıldı.
Kimseye söylenmeyen endişe
Öğlene doğru odalar boşaldı. Duvarlarda eşyanın arkasında kalmış daha açık renkli alanlar görünüyordu. Yelda, pencere önünde durup arkadaşlarının aşağıdan gelen seslerini dinledi. Yeni ev daha farklı bir yerdeydi; alıştıkları kısa uğramalar aynı kolaylıkta olmayabilirdi.
Aslı onu pencerenin yanında buldu. “Bir şey mi unuttuk?” diye sordu.
Yelda başını salladı. Sonra “Buraya gelirken yol düşünmüyordunuz,” dedi.
Aslı, yeni eve kaç dakikada gidileceğini hesaplamaya çalışmadı. Henüz oraya gitmemişti. “İlk gelişte bakacağız,” dedi. “Ama her seferinde senin evinde toplanmak zorunda da değiliz.”
Yelda bunu beklemiyordu. Arkadaşlığın sürmesini, kendi salonunun yeniden aynı biçimde kurulmasına bağlamıştı. Aslı'nın cümlesi biraz rahatlattı, biraz da üzdü. Salondaki yerinden vazgeçmeye henüz hazır değildi. Bu ikisini aynı anda hissettiğini söyleyemedi; yalnız “Olur,” dedi.
Yanlış kutudan çıkan öğle yemeği
Füsun getirdiği sandviçleri ararken onları boş bir kitap kutusuna koyduğunu fark etti. Kutuyu Rıza aşağıya indirmişti. Rıza telefonunu açıp aracın yanında bekleyen tanıdıklarına kutuyu sordu. Bir süre sonra sandviçler geri geldi. Kapağında “denemeler” yazıyordu.
“Bunlar da deneme zaten,” dedi Füsun. “İçlerine farklı şeyler koydum.”
Dördü yerde oturdu. Yelda'nın fincanı pencere kenarındaydı. Kâğıt bardaklar bitince suyu sırayla kendi getirdikleri şişelerden içtiler. Aslı, yeni evde ilk açılacak kutunun kitaplar mı mutfak mı olacağını sordu. Yelda bu kez düşünmeden “Kettle,” dedi.
Yemekten sonra bir fotoğraf çekmek istediler. Yelda boş odayı çekmeyi önerdi. Aslı itiraz etti; herkesin yere oturduğu hali hatırlamak istiyordu. Sonunda iki fotoğraf çektiler. Birinde oda, diğerinde dört yetişkin ve üstünde denemeler yazan açık sandviç kutusu vardı.
Yeni evde ilk yanlış kapak
Yeni eve vardıklarında yerleştirme işi beklediklerinden karışık oldu. Aynı renk bant kullanılmış kutuları odalara ayırmak kolay değildi. Yelda, mutfak sandığı paketi açtı; içinden kışlık atkılar çıktı. Rıza “Bu da ısıtıyor sonuçta,” deyince Füsun gülmekten elindeki kutuyu yere bıraktı.
Yelda önce aceleyle doğru kutuyu aradı. Sonra atkıları yeniden kapatıp kapının yanına aldı. O gün her şeyin yerini bulmayacağı artık belliydi. Aslı raftaki kitapları yerleştirmeyi teklif etti, ancak önce Yelda'nın sırasını sordu. Yelda ona kırmızı kapaklı kitabı uzattı.
Masa kurulduğunda zarfın içindeki bütün vidalar yerindeydi. Füsun fincanı masaya koydu. Eski evden gelirken onu bir beze sarmış, kendi çantasına almıştı. Yelda bunu yaptığını görmemişti. Fincanın kulpunu tutup masanın başka bir köşesine taşıdı; yeni yerde nerede duracağını deniyordu.
Buluşmanın yükünü paylaşmak
Akşam yaklaşınca arkadaşları ayrılmaya hazırlandı. Yelda, “Haftaya gelirsiniz, o zamana düzenlerim,” dedi. Sesi yine bir ev sahibinin son teslim tarihini duyurması gibi çıkmıştı.
Füsun montunu giyerken, “Haftaya bende yiyelim,” dedi. Aslı tatlı getireceğini, Rıza da içecekleri alabileceğini söyledi. Konuşma Yelda'nın evini ne kadar çabuk toparlayacağı üzerinden ilerlemedi. Yelda önce itiraz edecek gibi oldu, sonra mutfaktaki açılmamış kutulara baktı.
“Ben ne getireyim?” diye sordu.
Füsun, “Şu fincanı getir de artık bir kere başka masada görelim,” dedi.
Yelda güldü. Fincanı gerçekten taşımayı düşünmedi ama buluşmaya yalnızca bir misafir olarak gidebilme ihtimali hoşuna gitti. Arkadaşlarının kapıda ayakkabılarını arayışını izledi. Eski evde kimin ayakkabısını nereye bıraktığını ezbere biliyordu. Burada hep birlikte yeniden bakıyorlardı.
Son kutunun kapağı
Kapı kapandıktan sonra Yelda odalarda bir tur attı. Bir lambanın yeri uygun değildi, perdeler henüz asılmamıştı. Rafın yarısı doluydu. Masanın üstünde vidaların çıktığı boş zarf duruyordu. Yelda zarfı atmak yerine çekmeceye koydu; çekmecenin içinde henüz başka hiçbir şey yoktu.
Son kutunun üzerine fincanını bıraktı. Arkadaşlık grubuna yeni evin panoramasını göndermedi. Yalnız “Masa sallanmıyor,” yazdı. Rıza hemen bir başparmak işareti gönderdi, Aslı kırmızı kitabın yerine yerleşip yerleşmediğini sordu. Füsun'un yanıtı daha geç geldi: “Haftaya fincanı unutma.”
Yelda kutuyu açıp bir mutfak havlusu çıkardı. Fincanı kuruladı, rafa koydu. Yeni evde ilk kez nereye uzanacağını bildiği bir eşya vardı.